Adada, Rumların kafalarında oluşturdukları sorunu çözebilme adına bir süredir başlatılan görüşmeler sürdürülüyor. Sorunu çözebilme adına yürütülen görüşmelerden Kıbrıs Türklerinin kafalarının bir hayli karışık olduğunu gözlemlemiş bulunuyoruz.
Kafa karışıklığının temelinde Annan’ın belgesinin gündeme taşındığı dönemde başlayan ve sürdürülmekte olan güven bunalımın yattığını söylemek istiyoruz. O dönemde yaşananların tekrar yaşamak istenmemesini son derece doğal karşılamak gerekiyor.
O günlerde devrede olan dış güçlerin, görüşmeler sürecinde de devrede olması kafa karışıklığı olgusunu tetiklemektedir.
Şimdilerde de benzer vaatleri fısıltı gazetesinde okumak veya dinlemek olasıdır. Bu gazetenin bol satışlı olmasının temelinde, siyasetçilerinde görüşmelere ilişkin olarak uyguladıkları karartma geliyor.
Buna karşın, Kıbrıs Türkünün bu tür çözüm yaklaşımlarına karşı güven duymamasını kayda geçirmek istiyoruz. Bu duruşun oynanmak istenen oyunu bozacağına da inanıyoruz. En ince ayrıntıların halk arasında izleniyor olması ise bir başka güven kaynağını oluşturmaktadır.
Bir başka güven kaynağımız, halkın, “Bizler, Rumların boyunduruğu altına girmek ve geçmişi tekrar yaşamak istemiyoruz. Kurduğumuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yaşatılması için çalışacağız” söylemleridir.
Bu görüşleri adada bulunduğumuz on günlük süre içinde görüştüğümüz her kesimden insanların dillendirdiği görüşler olduğunu da belirtmek istiyoruz.
Bu güzel yaklaşımların ötesinde her toplumda olduğu gibi aykırı ve çatlak seslerin olduğunu da vurgulamak istiyoruz.
Bu tür söylemleri bir takım çıkar ilişkilerine bağlayanların olduğunu belirtmek istiyoruz. Bu tür yaklaşımların her toplumda yaşanmakta olduğu gerçeğini de göz ardı etmiyoruz. Doğal bir yaklaşım olarak alıyoruz.
Bu bakış ve yaklaşımların yaşandığı bir dönemden geçerken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 25. kuruluş yıl dönümünü de kutlamış bulunuyoruz. Parlak söylemlere karşın, kutlamalarda aynı parlaklığı da göremediğimizi üzülerek de olsa belirtmek durumundayız.
Halkın çözüm konusunda bilinçlendiği bir dönmede siyaset kurumuna ve özelde siyasetçilere olan güvenin azalması ise üzüntü kaynağımız olmaktadır. Siyaset kurumuna olan güvenin erozyona uğradığı bu dönemde, halk, sıkıntılarını karşılayacak kişi veya kuruluşların arayışını sürdürüyor.
Sorun ve hastalığın belirlendiği ortamda çözümün de sağlıklı olacağına inanıyoruz. Kıbrıs’ta toprağa sahip olunmadan adada varlıklarının devamının olamayacağına olan inancı siyasetçilerin çok iyi değerlendirmeleri gerekiyor. Bu konuda kulakların tıkanmamasını istiyoruz.
Ankara’da 25. yıl coşkusunu bu yıl içimiz burkularak kutlamak durumunda kaldığımızı yinelemek istiyoruz. İşgüder düzeyinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin temsil edildiği tek başkent olan Ankara’da, temsil düzeyinin düşük tutulması anlaşılır bir husus olmasa gerek.
Devlet Konukevindeki kutlama törenine yabancı ülke temsilcilerinin ilgisini de kaydetmeden geçemeyeceğiz. Dışişleri Bakanının ev sahipliğini üstlenmesini de olumlu buluyoruz.
Anavatan yavru vatan söylemlerini sıklıkla gündeme taşıyan siyasetçilerin, işgüder ataması konusunda duyarlı davranacaklarını da ummak istediğimizi söylüyoruz.
Ortaya çıkan atama sıkıntısını krize dönüştürmeden çözmeleri gerekiyor.
Düşük düzeydeki bir temsil edilmenin, tanınmanın önündeki en büyük engel olduğu da bilinmelidir. Sıfatı ve makamı ne olursa olsun hiçbir siyasetçinin buna hakkının olmadığını vurgulamak istiyoruz.
Bunlar yapılmadığı takdirde ne mi olur…
Kıbrıs Türklerinin söylemi ile ‘boyunduruklu çözüme giden yollara taş döşenmiş’ olacaktır.
Bu yaklaşımın da süratle terk edileceğini de ummak istiyoruz.
SEVGİ ile kalınız…