Büyük irfan eri Yunus Emre, asırları aşan hikmet dolu mısralarında şöyle seslenir:
"Yusuf'u kaybettim Kenan ilinde... Yusuf'um bulunur, Kenan bulunmaz."
Bu iki mısra, yalnız bir hasretin değil; insanla şehir arasındaki kopmaz bağın da en veciz ifadesidir.
Yusuf insandır...
Kenan ise şehirdir.
İnsan yolunu şaşırabilir, yeniden kendini bulabilir. Fakat şehir ruhunu kaybettiğinde, onu eski hâline döndürmek kolay değildir. İşte bugün Erzurum'a bakarken insanın aklına ilk gelen de bu hakikattir.
***
Erzurum...
Sadece doğunun büyük bir şehri değildir.
Alparslan'ın emanetidir.
Saltukluların ilim ocağıdır.
Selçuklu'nun vakarını, Osmanlı'nın zarafetini taşıyan kadim bir medeniyet merkezidir.
Çifte Minareli Medrese'nin gölgesinde ilim konuşulmuş...
Yakutiye'de hikmet yeşermiş...
Ulu Cami'nin kubbesi altında nesiller secdeye durmuş...
Nene Hatun'un cesareti, Aziziye Tabyaları'nın taşlarına mühür gibi vurulmuştur.
Bu şehir, yalnız binalardan ibaret değildir.
Bu şehir bir ruhtur.
***
Bugün Erzurum'un en büyük meselesi sadece göç değildir.
Sadece ekonomik sıkıntılar da değildir.
Asıl mesele, şehrin kendi ruhuyla arasına mesafe koymaya başlamasıdır.
Taş duruyor...
Tarih duruyor...
Anıtlar duruyor...
Fakat onları yaşatacak şehir şuuru zayıflarsa geriye yalnızca ziyaret edilen eserler kalır.
Medeniyet ise müzelerde yaşamaz.
İnsanların gönlünde yaşar.
***
Ahmet Hamdi Tanpınar, eski İstanbul'u anlatırken, "Bir rüyadan arta kalmanın sonu budur." der.
İnsan ister istemez düşünmeden edemiyor:
Acaba Erzurum da yalnızca hatıralarıyla övünen bir şehir olma tehlikesiyle karşı karşıya mıdır?
Hayır...
Bu aziz şehir buna razı değildir.
Çünkü Erzurum'un mayasında teslimiyet değil, diriliş vardır.
Kurtuluş Savaşı'nın istikametini tayin eden irade burada doğmuştur.
Erzurum Kongresi, yalnız bir toplantı değil; milletin kaderini değiştiren büyük bir vicdan hareketidir.
Böylesine köklü bir şehir, geleceğini de yine kendi ruhundan inşa etmek mecburiyetindedir.
***
Şems-i Tebrizî'nin meşhur hikmeti burada yeniden hatırlanmalıdır.
"Leğende mehtabı seyretme...
Başını kaldır da gökteki aya bak."
Biz de Erzurum'a yalnız bugünün dar penceresinden bakmamalıyız.
Bu şehre AVM'lerle...
Beton bloklarla...
Kat sayılarıyla...
İmar planlarıyla bakmak eksik kalır.
Erzurum'a; Dadaş vakarıyla, ilim geleneğiyle, millî duruşuyla, kültürüyle ve irfanıyla bakmak gerekir.
Çünkü şehirleri şehir yapan asfalt değildir.
İnsandır.
Ahlâktır.
Hatıradır.
Medeniyettir.
***
Yunus Emre'nin asırlar önce yaptığı ikaz bugün Erzurum için de geçerlidir.
Erzurum'u büyütelim derken Erzurum'u Erzurum yapan ruhu kaybetmeyelim.
Yeni yollar yapalım...
Yeni binalar yükseltelim...
Yeni yatırımlar gerçekleştirelim...
Ama bunların yanında çocuklar Dadaş olmayı öğrensin.
Gençler bu şehrin hangi fedakârlıklarla emanet edildiğini bilsin.
Çünkü Erzurum'un gerçek serveti ne dağlarıdır ne ovaları...
En büyük hazinesi, binlerce yıllık medeniyet hafızasıdır.
İşte o hafızayı koruyabilirsek, Erzurum yalnız geçmişiyle değil, geleceğiyle de yeniden Anadolu'nun öncü şehirlerinden biri olacaktır.