MENÜ
Erzurum 18°
Erzurum Gazetesi
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Erzurum'a karşılıksız muhabbet
Baki Gezmiş
YAZARLAR
12 Mayıs 2026 Salı

Erzurum'a karşılıksız muhabbet

Erzurum’u yalnızca yüksek rakımın, uzun kışların ve sert iklimin şehri zannedenler; bu kadîm beldenin tarih boyunca taşıdığı büyük medeniyet yükünü anlayamazlar. Çünkü bazı şehirler vardır ki, onların hakikati görüneninde değil, görünmeyen derinliklerindedir. Erzurum da böyledir. Tıpkı toprağın altında asırlardır kor hâlinde bekleyen bir köz gibi…

Şehrinin tarihsel birikimini, ruhunu, mimarisini ve medeniyet hafızasını “eski zaman dekoru” gibi görenlerin nazarında Erzurum’un bugüne söyleyeceği hiçbir söz yoktur. Hâlbuki şehir dediğimiz şey yalnız bugünün yaşama alanı değildir; aynı zamanda geçmişin irfanını geleceğe taşıyan canlı bir hafızadır. Şehri sadece “olgu” olarak seyredip onun taşıdığı manayı okuyamamak; taşa bakıp ruhu görememektir. Bu ise çağımızın en büyük şehir körlüğüdür.

Bir şehri anlayabilmek için ona karşılıksız bir muhabbet beslemek gerekir. Erzurum’u anlamak da böyledir. Çünkü Erzurum, kendisini uzaktan seyredene değil; kalben katılana açar. Bu şehri yalnız caddeleriyle, binalarıyla, soğuğuyla tarif etmeye kalkarsanız; asıl Erzurum sizden gizlenir. Zira Erzurum’un hakikati, taşının altında saklı irfandadır.

Muhakkik bir nazarla bakıldığında görülür ki; Erzurum’un ruhu yalnız tarih kitaplarında değildir. O ruh; Ulu Cami’nin sükûnetinde, Çifte Minareli Medrese’nin vakarında, Narmanlı Camii’nin sessizliğinde, dadaşın yürüyüşündeki haysiyette yaşamaktadır. Çünkü medeniyet dediğimiz şey, yalnız bina yapmak değil; o binaların içine bir ruh yerleştirebilmektir.

Bugün şehirlerimizi kimliksizleştiren en büyük felâket; onların tarihsel kökleriyle bağlarını koparmamızdır. Erzurum’u Erzurum yapan yalnız taş yapıları değildir. Onu asıl vareden; Alvarlı Efe’nin irfanı, İbrahim Hakkı Hazretleri’nin hikmeti, Nene Hatun’un fedakârlığı ve bu toprağın insanında yaşayan vakar duygusudur.

Şehirlerin de insanlar gibi bir şahsiyeti vardır. Erzurum’un şahsiyeti ise sabırla yoğrulmuş bir asaletin ifadesidir. Sert tabiat şartları altında yoğrulan bu şehir, insanına da metanet vermiştir. Onun için Erzurum insanı konuşurken bile bir medeniyet terbiyesi hissedilir. Çünkü bu şehir, yalnız yaşanılan değil; insanı terbiye eden bir mekândır.

Şehrin ruhu tarihle beslenir. Tarihini kaybeden şehirler, hafızasını kaybetmiş insanlara benzer. Bugün Erzurum’a bakarken sadece güncel görüntülerle hüküm verenler, onun asırlık ruhunu göremiyorlar. Hâlbuki bu şehir; Selçuklu’dan Osmanlı’ya, oradan Millî Mücadele’ye kadar Türk tarihinin en önemli duraklarından biri olmuştur. Erzurum Kongresi’nin toplandığı bir şehirden söz ediyoruz. Yani yalnızca bir coğrafyadan değil; millet iradesinin ayağa kalktığı bir merkezden…

Onun içindir ki Erzurum’a “girdiğimiz gibi çıkamayız.” Bu şehir insanın içine işler. Bir kere onun tarihsel derinliğini fark eden, artık ona kayıtsız kalamaz. Çünkü Erzurum, kendisini sevene yalnız bir şehir değil; bir aidiyet duygusu verir.

Bugün bize düşen vazife; Erzurum’un tarihsel genlerini bozmadan onu geleceğe taşıyabilmektir. Şehirler, geçmişin mirasını bugünün idrakiyle yeniden yorumlayabildiği ölçüde yaşarlar. Aksi hâlde medeniyet iddiası kuru bir nostaljiye dönüşür.

Şehrimize kalben katılabiliyor muyuz?

Asıl mesele budur.

Çünkü kalben katılmayanın şehirden alacağı hiçbir şey yoktur.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   Künye
Copyright © 2026 Erzurum Gazetesi