Şehri yok edenler, içindekilerden daha iyi bilirdi onu.
Bu acı gerçeği bize öğreten tarih; Buhara'nın, Semerkant'ın, Bağdat'ın yıkılışında da aynı sahneyi gösterir. İstilâcı, saldırdığı şehrin ne olduğunu biliyordu. Savunanlar ise zaman zaman ellerindekinin farkında bile değildi.
Erzurum'a da böyle bakalım bir kez.
Doğu Anadolu'nun bu taş şehrine; Bizans onu "Theodosiopolis" diye andığında, Arap coğrafyacılar "Kâlikala" dediklerinde, Selçuklu ona "Arzan-ür-Rum" adını verdiğinde... hepsi bir şeyin farkındaydı. Şehrin sıradan olmadığının. Erzurum, bir geçit değil; bir karar noktasıydı. Doğuyla Batı arasında coğrafyanın zorla çizdiği bir sınır değil, medeniyetin iradeyle kurduğu bir duvar.
Peki ya Ruslar?
1829'da girdiler. 1878'de girdiler. 1916'da girdiler. Üç kez... Üç kez de bildiler: Erzurum düşerse doğu düşer. İçindeki halk bunu böyle net söyleyemese de dışarıdan bakanlar bunu böyle gördü. Şehri tahrip edenler "nereye saldırdıklarını" biliyorlardı.
Osman Turan Hoca'ya 1970'lerde sormuşlar: "İslam medeniyetinin yıkılış sebebi nedir?" Hoca'nın cevabı kesindi: "Moğol istilasıdır... Bir daha bu şehirler ne eski şevketini ne de ilmî faaliyetini bulabilmiştir."
Erzurum da bu fırtınadan payını aldı.
Ama Erzurum'un bir farkı vardı. Her istilânın ardından kalktı. Taşı taştan ayırmak isteyenlere rağmen, taşları yeniden üst üste koydu. Bunun sebebi şehrin içindeki insanların "nerede durduklarını" bildikleri anlara denk gelir. Kongre'yi orada topladıklarında — 1919'da — şehrin ne olduğunu bildikleri için topladılar orada.
Necmeddin Kübra, Moğollar Hârizm'i kuşattığında kaçmadı. "Yetmiş yıl yaşadığım şehrimden ayrılamam, belâ da müşterektir" dedi ve şehriyle birlikte şehid oldu. Bu, yalnızca bir vefakârlık değildi. Şehrin neyin tecellîgâhı olduğunu bilmekti.
Erzurum'a sahip çıkanlar da hep bunu bildiler. Şehir onlar için bir koordinat değil, bir kimlikti.
Şimdi soruyorum:
Seksen, doksan yıldır Erzurum "tersine" yürütülmüyor mu? Kaynaklarının, ideallerinin, karakterinin tersine... Osman Turan'ın bu millete söylediği söz, Erzurum için de geçerli değil mi?
Şehri terk eden insan, nefes aldığı ama yaşamadığı bir şehirde kalır. Erzurum'dan göç eden değil yalnızca... Erzurum'da oturup da şehrin ne olduğunu bilmeyenler de terk etmiş sayılır onu.
Şehrin manâsını kavramak; önce "hangi manâlara tecellîgâh olduğunu" idrak etmekle başlar.
Erzurum bunu hak ediyor.