Toprak bazen susar, fakat tarih susmaz. Kut’ül Amare, işte böyle bir suskunluğun içinden konuşan hakikattir. Dicle kıyısında bir kuşatma kurulmadı yalnız; iradeye sınav kuruldu. Çelikle iman karşı karşıya geldi.
Dünyanın kudret sandığı kuvvet, Kut önlerinde diz çöktü. Çünkü sayı, silah, ikmal tek başına hüküm kurmaz. Hükmü bazen sabır kurar. Bazen açlık içindeki asker kurar. Bazen toprağa düşen şehidin kanı kurar.
Kut budur.
Bu zaferin büyüklüğü, alınan esir sayısında değildir. Büyük olan, çökmekte denilen bir milletin ayağa kalkışıdır. Yenilgilerle çevrildiği sanılan bir tarihin, ansızın diriliş beyanı vermesidir.
Bugün unutuş çağında yaşıyoruz. Hafıza dağıtılıyor. Tarih, törene indirgeniyor. Oysa Kut tören değil, uyarıdır. Der ki; iradesini koruyan millet yenilmez.
Şehitleri yalnız mezar başında anarsan eksik kalırsın. Onları fikirde yaşatman gerekir. Şuurda yaşatman gerekir. Gençlerin yüreğine işlemen gerekir.
Kut, geçmişin hatırası değil, geleceğin dayanağıdır.
Bir millet hangi zaferlerini unutur ise, hangi bedellerle ayakta kaldığını da unutur. O zaman çözülme başlar.
Kut bunun panzehiridir.
Çünkü orada yalnız İngiliz ordusu teslim olmadı; kibir teslim oldu. Hesap teslim oldu. İşgal yürüyüşü teslim oldu.
Bugün yapılacak en doğru anma, o ruha sadakat göstermektir.
Ve sadakat, hatırlamaktan daha büyüktür.