Bayburt'ta düzenlenen Dede Korkut Sempozyumu ilk bakışta bir kültür etkinliği gibi görülebilir.
Oysa mesele bundan çok daha büyük.
Çünkü bugün Türk dünyasının önündeki en önemli başlıklardan biri, ortak hafızayı canlı tutabilmektir.
Ekonomik iş birlikleri kurulabilir.
Ticaret gelişebilir.
Ulaşım ağları güçlenebilir.
Ama ortak kültürel zemin zayıflarsa, bütün bu ilişkilerin kalıcılığı tartışmalı hâle gelir.
İşte Dede Korkut tam da bu noktada karşımıza çıkıyor.
Asırlardır anlatılan hikâyeler, yalnızca destan değildir.
Bir milletin karakteridir.
Devlet anlayışıdır.
Aileye bakışıdır.
Cesaretidir.
Adalet duygusudur.
Bayburt'ta gerçekleştirilen sempozyumun en önemli tarafı da Dede Korkut'u yalnızca folklorun sınırları içinde bırakmamasıdır. Tarih, dil, edebiyat, sosyoloji, felsefe ve uluslararası ilişkiler gibi farklı disiplinlerden bilim insanlarının aynı çatı altında buluşması, ortak mirasa daha geniş bir perspektiften bakılmasını sağlıyor.
Burada dikkat çeken bir başka nokta ise "ortak gelecek" vurgusudur.
Son yıllarda Türk Devletleri arasındaki ilişkiler yalnızca diplomatik düzeyde ilerlemiyor.
Eğitimden akademiye...
Kültürden ulaşıma...
Ekonomiden teknolojiye kadar pek çok alanda yeni iş birlikleri kuruluyor.
Bu süreçte ortak kültürel hafıza, en sağlam bağlardan biri olmayı sürdürüyor.
Dede Korkut, bu ortak hafızanın en güçlü sembollerinden biridir.
Bu nedenle Bayburt'taki buluşmayı yalnızca üç günlük bir sempozyum olarak değerlendirmek eksik olur.
Bu organizasyon, kültürel mirasın bilimsel zeminde yeniden yorumlanmasına katkı sunarken, aynı zamanda Türk dünyasının ortak aidiyet duygusunu da güçlendiren bir adım niteliği taşıyor.
Milletleri geleceğe taşıyan yalnızca ekonomik göstergeler değildir.
Onları ayakta tutan; aynı hikâyeye, aynı değerlere ve aynı hafızaya sahip çıkabilmeleridir.
Dede Korkut da yüzyıllar sonra bile bu ortak hafızanın en güçlü seslerinden biri olmaya devam ediyor.