Mehmet Âkif’in iki dizesi bazen ciltler dolusu kitaptan daha ağır gelir:
“Enseden arslan kesilmek, cebheden yaltak kedi…
Müslümanlık bizden önce böyle bir zillet görmedi.”
Ne büyük teşhis…
İnsanların bir kısmı var ki, güçsüzün karşısında omuzları genişler, sesi kalınlaşır, bakışı sertleşir. Ama karşısına makam, servet, nüfuz ya da güç çıktığında aynı adamın beli bükülür. Biraz önce yumruğunu sıkan el, bu kez tokalaşmak için değil, el öpmek için uzanır.
Düşene vurmak kadar kolay bir kahramanlık yoktur.
Yere düşmüş adama tekme atanın cesareti olmaz. Çünkü risk yoktur. Çünkü karşılık verme ihtimali azalmıştır. Asıl cesaret, ayakta duran zalimin karşısında dimdik durabilmektir.
Ne yazık ki bazıları bunun tam tersini yapıyor.
Zengine “efendim”…
Fakire “çekil önümden”…
Makam sahibine tebessüm…
Garibana kaş çatmak…
Kazananın yanında fotoğraf vermek…
Kaybedeni görünce yol değiştirmek…
Bunun adı akıllılık değil; karakter zaafıdır.
Bir de şu meşhur kalıp vardır:
“Gelene ağam, gidene paşam…”
İlke yok…
Duruş yok…
Sadakat yok…
Rüzgâr hangi yönden eserse yüzünü oraya çeviren insanlar…
Bugün alkışladığını yarın taşlayanlar…
Dün yerden yere vurduğunu bugün göklere çıkaranlar…
Toplumları asıl yoran işte bu omurgasızlıktır.
Elbette bu milletin tamamı böyle değildir.
Tam tersine…
Bu topraklar, haksızlığın karşısında tek başına duran insanların omuzlarında yükseldi.
Çanakkale’de mermi yağmuruna yürüyenler, maaş hesabı yapmadılar.
İstiklâl Harbi’nde cepheye koşanlar, galip tarafı beklemediler.
15 Temmuz gecesi tankın önüne çıkanlar, sabah kimin kazanacağını hesaplamadılar.
Bu milletin mayası korkaklık değil, vakardır.
Ama her dönemde bir başka zümre de vardır.
Onlar rüzgâr gülüdür.
İktidar değişince fikir değiştirirler.
Makam değişince dost değiştirirler.
Servet görünce karakter değiştirirler.
Bunların pusulası vicdan değil; menfaattir.
İnsan, güçlüye saygılı olabilir.
Bu erdemdir.
Ama güçlüye köle, zayıfa Firavun olmak…
İşte orada insanlığın terazisi bozulur.
Çünkü karakter, kendinden güçsüze nasıl davrandığında belli olur.
Asalet, makam sahibine gösterilen nezakette değil; garibana gösterilen hürmettedir.
Bir toplumun gerçek büyüklüğü de tam burada ortaya çıkar.
Yerdekini ezmeyen…
Kaybedeni aşağılamayan…
Mazlumun yanında duran…
Haklıyı güçlü olduğu için değil, haklı olduğu için savunan insanlar çoğaldıkça…
Ne Âkif’in o acı mısraları yeniden yazılır…
Ne de enseden arslan, cepheden kedi olanların sesi bu kadar gür çıkar.