MENÜ
Erzurum 26°
Erzurum Gazetesi
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Millet ve milliyet düşmanlığı niye?
İslamhan Bulutlar
YAZARLAR
18 Haziran 2026 Perşembe

Millet ve milliyet düşmanlığı niye?

Rahmetli İlber Ortaylı’nın şu tespiti uzun zamandır üzerinde düşünülmesi gereken bir gerçeğe işaret ediyor:

“Yunanistan’daki din adamları Yunan milliyetçisi, Rusya’daki din adamları Rus milliyetçisi, Ermenistan’daki din adamları Ermeni milliyetçisi. Türkiye’deki din adamlarının çoğu Türklük düşmanı. İşte Türk milletinin önemli sorunlarından biri budur.”

Bu cümleyi peşin hükümlerle değil, tarihî tecrübeyle okumak gerekir.

Dünyanın hemen her ülkesinde din adamları, yalnızca dinî rehberlik yapmaz; aynı zamanda milletinin hafızasını, kültürünü, dilini ve tarihini de muhafaza eden kurumlardan biri olarak görülür. Kiliseler, manastırlar, sinagoglar ya da tapınaklar, bulundukları milletlerin kimliğini yaşatan merkezlerdir. Bunun için Yunan papazı Yunan tarihini sahiplenir; Rus ruhbanı Rus devlet geleneğini savunur; Ermeni din adamı Ermeni millî kimliğini korumayı görev bilir.

Çünkü bilirler ki din ile millî aidiyet birbirinin düşmanı değildir.

Türkiye’de ise yıllardır tuhaf bir anlayış üretildi.

Türk milletini sevmeyi “ırkçılık”, Türk tarihini sahiplenmeyi “kavmiyetçilik”, Türk kimliğini savunmayı ise neredeyse din dışı bir tavır gibi göstermeye çalışan bir söylem ortaya çıktı. Oysa İslam’ın hiçbir temel kaynağı, insanın kendi milletini sevmesini yasaklamaz. Yasaklanan; başkalarını hor görmek, zulmetmek ve üstünlük taslamaktır.

Vatan sevgisiyle kavmiyetçilik aynı şey değildir.

Milletini sevmekle başka milletlere düşman olmak da aynı şey değildir.

Asırlar boyunca İslam’ın sancaktarlığını yapan, Balkanlardan Kafkaslara, Kudüs’ten Yemen’e kadar adalet götüren bir milletin kendi tarihinden utanır hâle getirilmesi, üzerinde durulması gereken ciddi bir fikrî problemdir.

Türk adı, bu coğrafyada yalnızca bir etnik kimliği değil; büyük bir medeniyet yürüyüşünü, devlet kurma kabiliyetini ve adalet anlayışını temsil eder.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde din adamları, milletlerinin tarihî değerlerini genç nesillere anlatırken; Türkiye’de bazı çevrelerin Türk tarihini küçümseyen, Türk kimliğini ikinci plana iten bir dil kullanması, elbette toplumda rahatsızlık uyandırmaktadır.

Elbette bu değerlendirme bütün din adamlarını kapsayan bir genelleme olarak okunmamalıdır. Milletine, devletine ve bayrağına bağlı, ilmiyle örnek olan çok sayıda din âlimimiz de vardır. Ancak millî kimliği değersizleştiren anlayışların da inkâr edilemeyecek ölçüde etkili olduğu bir gerçektir.

Din; milleti yok sayan değil, ahlakını güçlendiren bir değerdir.

Millet ise dini siyasete alet eden değil, onu yaşatan toplumsal zemindir.

Türkiye’nin ihtiyacı; dini millî kimliğin rakibi gibi gören anlayışlar değil, inancıyla barışık, tarihini bilen, milletini seven ve bütün insanlığa adaletle yaklaşan bir nesildir.

Çünkü kökü olmayan ağacın gölgesi olmaz.

Milletine yabancılaşan toplumların da geleceği sağlam olmaz.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   Künye
Copyright © 2026 Erzurum Gazetesi