MENÜ
Erzurum
Erzurum Gazetesi
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
MUKTEBES 21: Ariflerden İnciler 4-“Hacı Memiş’in Yasin Tulumu”
Oğuzhan Saygılı
YAZARLAR
28 Ekim 2012 Pazar

MUKTEBES 21: Ariflerden İnciler 4-“Hacı Memiş’in Yasin Tulumu”

“HACI MEMİŞ’İN YASİN TULUMU”
Şevket Arı, Türk Edebiyatına “Kırdan Bayırdan Hikâyeler” isimli eseriyle köy edebiyatına katkı sağlayan yazarlarımızdan biridir. Yazarın Ziraat mühendisi olması ve mesleğiyle ilgili bürokrasinin çeşitli kademelerinde uzun yıllar görev yapmış olduğu için köy gerçeğine vakıf bir yazardır. Söz konusu eserinde birebir yaşadığı, dinlediği olayları güzel  hikâye şeklinde anlatır. Birbirinden ilginç ve etkileyici hikâyelerden en ilgincini paylaşmak istedim.
HACI MEMİŞ’İN YASİN TULUMU
  Şevket Arı’nın görev yaptığı yerlerin birinde Hacı Memiş, isminde zengin birisi vardır. Bu köylüler kışın bitip, baharın geleceği vakit bütün ihtiyaçlarını karşılayıp, yaylalara çıkarlar. Buralarda yaklaşık 4-5 ay vakit geçirirler. Bu yaylalarda öyle yerler ki sivrisineği, domuzu, sıcağı, hastalığı sıkıntısı bol; şehirlerle bağlantısı, yoktur. Yine böyle yaylaya çıkmak üzere bir günde Şevket Arı, Hacı Efendi’yi yolcu etmeye yanına gelir. Hacı Efendi, hazırlıklarını yaparken içinin her halinden boş olduğu bir tulumu besmele çekerek, saygıyla götürülecek değerli eşyaların yanına koyar. Yazar bu tuluma bu kadar saygı göstermesine, yaylada ne işe yarayacağını merak eder. Bunu kendisine sorar, hikâyenin ilginç kahramanı da sakin sakin anlatmaya çalışır. Bunların içinde kırk Yasin okunarak konulduğunu söyler. Yazar, tulumun “Yasin”le nasıl dolduğunu sorar. Hacı Efendi yaparak anlatmaya çalışır. Hoca, boş tulumu kucağına alıp, “Yâsin”i okumağa başlar. Her âyetin sonunda, tulumun üstündeki memeden tulumun içine üfleye üfleye, tulumu, gördüğün gibi, iyice şişirir. Sonra bir de fatiha okuyarak memeyi güzelce bağlar, bize teslim eder. Yazar, bunun ne işe yaradığını merak eder, ısrarla sormaya çalışır. Hacı Efendi de yaylada hasta olanlara şifa niyetine kullanıldığını söyler. Yazar, bunun mantıksızlığını, hiçbir işe yaramayacağını, hastaları şehre doktora, eczaneye getirilirse daha şifalı alabileceğini anlatmaya çalışır. Müellif ile Hacı Efendi arasında hararetli bir tartışma başlar:
-          Hastanızı, şehre kadar siz getirin.
-          Hele bak… Hastayı rahat döşeğinde ölmeğe bırakmayıp da katır sırtında mı can verdireceğiz ona?
-          Siz de çıkmayın o dağlara, oturun artık köyleriniz de.
-          O zaman, daha çocukluğumuzda söner gideriz bu kötü yerlerde.
-          Eee.. Ne olacak bu işin sonu?
-          Tasası sana mı düştü. Bizler açıkta yanan çıralar gibiyiz. Kuvvetli bir rüzgâra uğradık mı, özü sakızlı olanlarımız dayanır bu fırtınaya. Sakızı az olanlar da söner gider.
-          Ama, tulumdan hiçbir şey çıkmaz be Hacı.
-          Çıkar, efendi, çıkar; hiçbir şey çıkmasa bile, bir teselli çıkar. Bilir misin çaresizler için, o ne büyük bir ilâçtır? Hasta ‘şifa bulacağım’ diye ümitlenir, yüreği açılır, yüzü güler. Kendinden ümidi kesen hasta da, “alnımın yazısı böyle imiş, hiç olmazsa temiz bir imanla gidiyorum” diye bir ferahlık duyar. Yaylaları dolduran bütün aşiret halkı, bu tulumu gözler durur. Tuluma başvuranlar o kadar çoktur ki, çok defa, sıra beklerler. Sekiz on saatlik yerlerden gelenler olur.”
Arı, Hacı Efendilerin bu buluşlarından çok etkilenerek şunları söyler: “Bu zavallıların dertlerine karşı bizler, bu tulum kadar, bu “hiç” kadar da, deva olamıyorduk demek.” (Şevket Arı, Kırdan Bayırdan Hikâyeler, 1998, İstanbul, Ötüken Neşriyat)

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   Künye
Copyright © 2021 Erzurum Gazetesi