Bir memleketi anlamak için onun fabrikalarına değil, umutlarına bakınız. Çünkü fabrika, demirin şekil bulmuş hâlidir; umut ise insanın henüz dökülmemiş alın teridir.
Erzurum’da açılan Kuzeydoğu Anadolu Kariyer Fuarı, ilk bakışta sıradan bir organizasyon gibi görünebilir. Oysa bu fuar, ekonominin rakamlardan ibaret olmadığını haykıran sessiz bir manifestodur. Zira burada gençler ile devlet, özel sektör ve sivil toplum aynı masaya oturmakta; bir başka deyişle, arz ile talep değil, kader ile imkân buluşmaktadır.
Cemil Meriç’in ifadesiyle söyleyecek olursak: “İnsan, bir medeniyetin cümlesidir.” İşte bu fuar, o cümlelerin henüz kurulmakta olduğu bir sahnedir.
Ekonomi dediğimiz şey çoğu zaman yanlış anlaşılır. Borsanın inişi çıkışı, faiz oranları, döviz kurları… Bunlar ekonominin dili olabilir; ama ruhu değildir. Ruh, gençtir. Ruh, iş arayan o kalabalıktır. Ruh, bir stant önünde CV uzatan titrek ellerdir.
Türkiye bugün garip bir eşikte duruyor. Resmî verilere göre işsiz sayısı yıllar içinde mutlak olarak benzer kalırken, çalışma çağındaki nüfus katlanarak artmıştır.
Bu ne demektir?
Bu, ekonominin sadece büyümediğini; aynı zamanda bir kalabalığı sırtladığını gösterir.
Ama kalabalık, her zaman güç değildir. Eğitilmemiş kalabalık, bir yüktür. Yönlendirilmiş kalabalık ise bir kuvvet.
İşte kariyer fuarları tam burada devreye girer. Onlar, kalabalığı kuvvete dönüştürme teşebbüsleridir.
Erzurum’da kurulan o stantlar, aslında birer küçük iktisat teorisidir.
Bir tarafta işveren: üretmek ister.
Diğer tarafta genç: var olmak ister.
Bu iki arzu birleşirse ekonomi doğar.
Ama birleşmezse?
O zaman işsizlik dediğimiz trajedi başlar.
Ve işsizlik, sadece ekonomik değil; aynı zamanda ahlaki bir problemdir. Çünkü işsiz insan, sadece gelir kaybetmez; anlam da kaybeder.
Bugün Türkiye’nin asıl meselesi “iş bulmak” değil, “insanı doğru işe yerleştirmektir.”
Yanlış yerde çalışan insan, aslında gizli işsizdir.
Doğru yerde çalışan insan ise bir çarpan etkisidir.
Kariyer fuarları bu yüzden önemlidir. Çünkü onlar sadece iş dağıtmaz; yön verir.
Bir gence “sen şurada değerlisin” demek, ona maaş vermekten daha büyük bir yatırımdır.
Fakat burada bir tehlike de vardır.
Eğer bu fuarlar sadece vitrin olursa, yani gençlere gerçek fırsatlar değil de umut dağıtılırsa, o zaman ekonomi bir tiyatroya dönüşür.
Ve tiyatrolar, alkışla ayakta durur; üretimle değil.
Erzurum’da açılan bu fuarı bu yüzden sıradan bir haber olarak görmek eksiktir.
Bu, Türkiye’nin geleceğe yazdığı bir dipnottur.
Şu soruyu sormak gerekir:
Bu fuar, kaç gencin hayatını değiştirecek?
Çünkü ekonomi, istatistik değil; hikâyedir.
Ve her istatistiğin arkasında, anlatılmamış bir insan hikâyesi vardır.
Son söz:
Bir ülke, gençlerine iş veremiyorsa fakirdir.
Ama gençlerine yön veremiyorsa daha da fakirdir.
Erzurum’daki bu buluşma, umarız ki bir yön arayışının başlangıcı olur. Çünkü kalkınma, yalnızca büyümek değildir; doğru yere doğru insanı koyabilmektir.